Kitabiyat-Books etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitabiyat-Books etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2011 Salı

Neolitikten Günümüze Tarım Ekonomi ve Politikaları

Hacettepe Üniverstesi İktisat Bölümü Öğretim üyesi Prof.Dr. Ahmet Şahinöz tarafından  kaleme alınan Neolitikten Günümüze Tarım Ekonomi ve Politikaları adlı kitap Turhan Kitabevi tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Kitap yazarın tarım ekonomisi üzerine yıllardır sürdürdüğü çalışmaların bir dökümünü içeriyor. Eserde, tarım ekonomisinin temel özellikleri ile başlayıp neolitik devrimden günümüze uzanan süreçte, farklı toplumsal sistemlerde tarımsal üretimin örgütlenme biçimi tarımsal artık kategrisi ekseninde karşılaştırmalı ve tarihsel bir analizle ele alınıyor. Yazar bir yandan Batı tarımının tarihsel gelişiminin izini sürerken Doğu'daki yapıların farklı ve benzer yönlerini tartışıyor. Eserin önemli bir bölümü ise çağdaş tarımın sorunlarına odaklanıyor. Bu bölümde Dünya ve Türkiye tarımındaki temel gelişmeler ve bu çerçevede ortaya çıkan farklı politika seçenekleri eleştirel bir perspektifle değerlendiriliyor. 
 
İÇİNDEKİLER
· Tarım Ekonomisi
· Tarım Kesiminin Özgün Nitelikleri
· Tarımsal Üretim Fonksiyonu
· Tarım Piyasaları Ve Fiyat Oluşumu
· Tarım Ve Ekonomik Gelişme
· Ekonomik Gelişmeye Katkı
· Ekonomik Gelişme Aracı: “Tarımsal Artık”
· Tarımın Azalan Nisbi Önemi
· Tarımda Sosyo-Ekonomik Sistemler Ve Gelişme Aşamaları
 · İlkel Kollektif Tarım
· Köleci Tarım
· Feodal Tarım
· Kapitalist Tarım
· İkinci Tarım Devrimi
· Anadolu’da Tarım
· İlk Dönem Tarım
· Osmanlı Tarım Sistemi
· Tarımda Sosyo-Ekonomik “Sistem” Sorunsalı
· Tarım Politikaları
· Tarım Kesimine Devlet Müdahalesi
· Dünya Tarım Politikaları
· Küresel Tarım Politikaları
· Türkiye’de Tarım Politikaları
· Tarımsal Yapı Ve Değişim
· Tarım Kesiminin Türkiye Ekonomisi İçin Önemi
 · Tarım Politikaları
· Yeni Tarım Politikaları

Yayınevi : Turhan Kitabevi Yayınları
Basım Yeri : Ankara
Basım Tarihi : 2011
Sayfa Sayısı : XIII+526 s.
ISBN : 978-605-5593-54-4













7 Ekim 2010 Perşembe

2010-2011 Güz Dönemi İktisat Tarihi I Kitap Listesi

EKO 211 İktisat Tarihi I Dersi kapsamında yıl sonundaki toplam nota eklenmek üzere 10 puan üzerinden değerlendirilecek olan  "kitap incelemesi" için önerilen eserlerin listesi aşağıdadır. Her bir kitap en çok 2 ayrı öğrenci tarafından incelenebilir. Bu nedenle, istediğiniz kaynakları inceleyebilmeniz bakımından ders sorumlusu ile konuşmadan önce en az 6 kitaptan oluşan bir liste oluşturunuz. Kitap seçimi 26 Ekim 2010 tarihinde derste yapılacaktır. Derste de vurgulandığı gibi kitap incelemesinden beklenen kitabı özetlemeniz değil, eleştirel bir şekilde değerlendirmenizdir. Elbette bunu yaparken kitabı hiç okumamış birinin sizin incelemenizi okuduğunda kitap ve yazarı hakkında doyurucu bir bilgiye sahip olmasını da gözetmelisiniz. Son olarak incelemenin asgari 12.000 karakterden oluşması gerektiğini ve ders sorumlusuna hem basılı ve hem de elektronik olarak (ms word belgesi) olarak CD'ye kopyalalanarak 4 OCAK  2011 tarihinde teslim edileceğini hatırlatalım....
Kitap incelemesi için gerekli format için şuraya tıklayın.
  1. George Basalla (2000) Teknolojinin Evrimi, Çev. Cem Soydemir, Ankara: Tübitak.
  2. John Desmond Bernal (2008) Tarihte Bilim, cilt II. Çev. Tonguç Ok, İstanbul:Evrensel Basım Yayın
  3. Michel Beaud (2003) Kapitalizmin Tarihi, Çev. Fikret Başkaya, Ankara: Dost Kitabevi
  4. Jeremy Black (2003) Top, Tüfek, Süngü, Yeniçağda Savaş Sanatı 1453-1815, Çeviri: Yavuz Alogan, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  5. Fernand Braudel (2004a) Maddi Uygarlık ve Kapitalizm, Gündelik Hayatın Yapıları, Çev. M.Ali Kılıçbay, Ankara:İmge Kitabevi Yayınları.
  6. Fernand Braudel (2004b) Maddi Uygarlık ve Kapitalizm, Mübadele Oyunları, Çev. M.Ali Kılıçbay, Ankara:İmge Kitabevi Yayınları.
  7. Fernand Braudel (2004c) Maddi Uygarlık ve Kapitalizm, Dünyanın Zamanı, Çev. M.Ali Kılıçbay, Ankara:İmge Kitabevi Yayınları.
  8. Jacob Bronowski (2009) İnsanın Yükselişi, Türümüzün Biyolojik ve Kültürel Evrimine Renkli Bir Bakış, İstanbul: Say Yayınları.
  9. Peter Burke (2002) Annales Okulu: Fransız Tarih Devrimi, Çev. Mehmet Küçük, Ankara: Doğu Batı Yayınları.
  10. Gordon Childe (2001) Kendini Yaratan İnsan, İstanbul: Varlık Yayınları.
  11. Carlo M. Cipolla (1980) Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi, İstanbul: Ötüken.
  12. Carlo M. Cipolla (2002) Zaman Makinası: Saat ve Toplum 1300-1700, Çev. Tülin Altınova, İstanbul:Kitap Yayınevi.
  13. Carlo M. Cipolla (2003) Yelken ve Top, Çev. Aslı Kayabal, İstanbul:Kitap Yayınevi.
  14. Phyllis Deane (1988) İlk Sanayi İnkılâbı, Ankara: Türk Tarih Kurumu.
  15. Maurice Dobb (1990) Kapitalizmin Dünü Bugünü, Çev. F. Kantur, İstanbul: İletişim.
  16. Friedrich Engels (1998) İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu, Ankara: Sol.
  17. Eduardo Galeano (2006) Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Çev. A. Tokatlı ve R. Hakmen, İstanbul: Çitlembik.
  18. Daniel H. Headrick (2002) Enformasyon Çağı: Akıl ve Devrim Çağında Bilgi Teknolojileri 1700-1850, Çev. ZülalKılıç, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  19. Christopher Hill (2005) 1640 İngiliz Devrimi, İstanbul: Kaynak.
  20. Eric J. Hobsbawm (2008) Fransız Devrimine Bakış: İki Yüz Yıl Sonra Marsellaise'in Yankıları, Çev. O. Akınhay, İstanbul:Agora.
  21. Leo Huberman (2005) Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla, Çev.Murat Belge, İstanbul:İletişim Yayınları.
  22. Harvey J. Kaye (2009) İngiliz Marksist Tarihçiler,  Çev. Arife Köse, İstanbul:İletişim.
  23. Jacques Le Goff (2008) Avrupa’nın Doğuşu, Çev. M.Timuçin Binder, İstanbul:Literatür Yayınları.
  24. Colin Mooers (1997) Burjuva Avrupa'nın Kuruluşu, Çev. Bahadır S. ŞENER, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.
  25. Barrington Moore Jr. (1989) Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri, Çev. Ş. Tekeli ve A. Şenel, Ankara: Verso.
  26. C.W.C. Oman (2002) Ok, Balta ve Mancınık, Ortaçağda Savaş Sanatı 378-1515, Çev. Yavuz Alogan, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  27. Henry Pirenne (1994) Ortaçağ Kentleri, İstanbul: İletişim.
  28. John H. Pryor (2004) Akdenizde Coğrafya, Teknoloji ve Savaş, Araplar, Bizanslılar, Batılılar ve Türkler, Çev. Füsun Tayanç – Tunç Tayanç, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  29. Alaeddin Şenel (1995) İlkel Topluluktan Uygar Topluma, Ankara: Bilim Sanat.
  30. George Thompson (1997) İlk Filozoflar Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler, Çev. Mehmet H. Doğan, İstanbul: Payel Yayınları.
  31. Ergun Türkcan (1981) Teknolojinin Ekonomi Politiği, Ankara: AİTİA Yayınları.
  32. Immanuel Wallerstein (2006) Tarihsel Kapitalizm, Çev. Necmiye Alpay, İstanbul: Metis Yayınları.
  33. Ellen Meiksins Wood (2003) Kapitalizmin Kökeni:Geniş Bir Bakış, Çev. A.Cevdet Aşkın, Ankara:Epos Yayınları.
  34. Ellen Meiksins Wood (2003) Sermaye İmparatorluğu, Çev. Sami Oğuz, Ankara:Epos Yayınları.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Latin Amerika'nın Kesik Damarları

08.09.2006 Radikal Kitap
Dünyadaki en iyi kitapların hangileri olduğu tartışılır. Ama Latin Amerika'yı en iyi anlatan kitaptan bahsedilecekse muhtemelen görüşler ortak olacaktır: Eduardo Galeano imzalı Latin Amerika'nın Kesik Damarları.

MAHMUT HAMSİCİ
Dünyadaki en iyi kitapların hangileri olduğu tartışılır. Ama Latin Amerika'yı en iyi anlatan kitaptan bahsedilecekse muhtemelen görüşler ortak olacaktır: Eduardo Galeano imzalı Latin Amerika'nın Kesik Damarları. Kitap acılı kıta Latin Amerika'yı tanımak, 'Latin'ceye bir giriş yapmak isteyenler için temel bir başvuru kaynağı niteliğinde. Tam da 'Latin'ceye ilginin kıtada yıllardır esen rüzgârların tam tersi yönünde esmesi nedeniyle iyiden iyiye arttığı bugünlerde Çitlembik Yayınları Galeano'nun bu klasikleşmiş kitabını yenilenmiş haliyle tekrar yayımladı.

'Biz yoksullaştıkça zenginleştiler'

Uruguaylı yazarın kendisini önce hapise sonra sürgüne gönderecek 1973'teki darbe gerçekleşmeden üç yıl önce yazdığı kitap kıtanın son 500 yıllık tarihine ezilenlerin merceğinden bakıyor. Eser, okura kuru bir kronolojik tarih sunmuyor. "Kapalılık derinliğin vazgeçilmez bir bedeli değildir" diyen Galeano kullandığı edebi dille, araya kendi kişisel gözlemlerini katmasıyla yeri gelince halk türkülerinden yeri gelince anı kitaplarından yararlanmasıyla okura akıp giden bir eser sunuyor. 357 sayfanın başından sonuna kadar sürekli Güney'in fakirleşmesinin Kuzey'in zengileşmesinin sonucu (ve nedeni) olduğunu vurgulayan kitap, kıtanın keşfinden sonra Avrupalıların yaşattığı tüyler ürpertici yerli kıyımlarıyla başlıyor ve 1970 yılına kadar uzanıyor. Sömürü şekli değişse de Galeano'ya göre Latinler yüzyıllar boyunca çalıştıkça hep fakirleşiyor: "Dünya piyasasında en çok aranan ürünlerin, kendilerini fedakârlıkla üreten Latin Amerika halkına getirdiği mutsuzluk ve felaket de o kadar büyük oldu" Kübalılar için daha fazla şeker, Brezilyalılalar için daha fazla altın, Kolombiyalılar için daha fazla kahve, Ekvatorlular ve Panamalılar için daha fazla muz ya da Bolivyalılar için daha fazla kalay üretmek her zaman daha da fazla fakirleşmek anlamına geliyor. Talan edilen mallar, değerler, talanlama mekanizmaları yüzyıllar içinde değişiyor ama kıtada yağma hiçbir zaman son bulmuyor.
Galeano, 'Kuzey'in, 'Güney'deki despot yerli işbirlikçileriyle yarattığı yağma düzeninin günümüze kadar nasıl bir seyir izlediğini anlatırken bu düzene karşı isyanlara yer veriyor ve kıtanın tarihinde zulüm kadar isyanın da hep varolduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla satırlarına Maximiliano Hernandaz Martinez, Porfirio Diaz, Tiburcio Carias, Anastasio Somoza, Augusto Pinochet gibi kişilikler girdiği gibi, Tupac Amaru, Emiliano Zapata, Fidel Castro, Augusto Cesar Sandino da giriyor.

Galeano, kitabın sonuna 1977'de yaptığı ekte yedi yıl öncesine kıyasla kıtanın daha da yoksullaştığını çarpıcı rakamlarla gösteriyor. Ve yine bu bölümün satır aralarında verdiği örneklerden birinde Güneyli insanların değerinin ne olduğunu fazla söze mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor: "Meksika'da ineklere verilen yemde köylülerin besininde bulunandan daha fazla protein bulunuyor." Yazar bölümü muhtemelen temenni dolu bir hatırlatmayla bitiriyor: "Ayrıca, insanların tarihinde her yıkıcı hareket, karşılığını er ya da geç yaratıcı bir harekette bulur".

Bu satırların üzerinden tam yirmi dokuz yıl geçti. Galeano'nun deyimiyle tarih kıta için yine acımasız bir biçimde öğretici olmaya devam etti. Ancak son birkaç yıldır yazarın son cümlesinin hayatta karşılığını bulduğu, kıtanın makus talini kırmaya başladığını görüyoruz. Halkçı politik hareketlerin öncülüğünde Latin Amerika'nın kesik damarları tek tek dikiliyor, yıllarca sömürülen kaynaklar asıl sahiplerine iade ediliyor. Ve tarih, Galeano'ya kitabı için ilk kez olumlu eklemeler yapma olanağı sunuyor.

LATİN AMERİKA'NIN KESİK DAMARLARI
Eduardo Galeano, Çeviren: Atilla Tokatlı, Roza Hakmen, Çitlembik Yayınları, 2006, 357 sayfa, 17 YTL.

30 Mayıs 2010 Pazar

Peynir ve Kurtlar

Carlo Ginzburg
Peynir ve Kurtlar
Bir 16. Yüzyıl Değirmencisinin Evreni

Özgün adı: Il formaggio e i vermi
cosmo di un mugnaio del 1500

Metis Yayınları, İstanbul.
Çeviri: Ayşen Gür
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen, Yıldırım Türker
Kapak Tasarımı : Semih Sökmen

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Eylül 1996
3. Basım: Haziran 2007

       

Sibel Özbudun, "'Sıradan' bir devrimci: Menocchio", Virgül, Sayı 7, Nisan 1998

Belleğimiz sıradan insanlara karşı neden bu denli acımasız? Kopernikci evren kuramının ateşli savunucusu, skolastisizmin gözükara düşmanı Giordano Bruno'nun Engizisyon'ca yakıldığını, ya da Galileo Galilei'nin Kilise tarafından yargılanarak düşündüklerinin tersini ilan etmeye zorlandığını handiyse ilkokul çocukları bilir de, "ateist" olduğu gerekçesiyle 1599'da bizzat Papa VIII. Clement'in isteğiyle kazığa oturtularak öldürülen Montereale'li yoksul değirmenci Domenico Scandella'nın ya da hemşehrileri arasındaki adıyla Menocchio'nun adı neden unutulup gitmiştir?
       Sorunun yanıtı galiba içinde gizli: Menocchio "sıradan" biriydi. Bizlerse tarihi "seçerek" yeniden-kurguluyoruz. Parlak başarıların, "çağına damgasını vuran" kişiliklerin, (Oysa çağın, üzerine damga vurulduğundan genellikle haberi olmuyor; belirli bir dünya görüşünü içselleştirmiş, bundan kalkınan tarihçiler, kuramcılar, ideologlar, geriye yansıttıkları projektörleriyle çağa damga vurulduğunu ve bu damgayı "kim"lerin vurduğunu bizlere belletiyorlar.), büyük savaşçıların, usta "devlet adamları"nın, ünlü düşün ve sanat insanlarının, başat siyaset, felsefe, bilim, sanat akımlarının tarihini yazıyor, okuyor, öğreniyoruz. Bu nedenle de, yazılı belgelerden okumaya başladığımız andan itibaren "seçkin"ler, "önder"ler (Hammurabi, Pericles, Platon, Caesar, Xerxes, Aziz Augustinus, Harun el Reşid, Papa Innocent, Christoph Colomb, Galileo Galilei, Kanunî Süleyman, Jean-Jacques Rousseau, Bismarc, Lenin, Atatürk, Churchill...) üzerine kurguladık tarihi. "Tarihi yapan adsız yığınlar" ise güme gitti hep. Önder-kitle diyalektiği hep tek yanlı bir vurguyla deformasyona uğrayageldi; tarih-yazıcılığında başat eğilim, tarih "seçkinleri"nin içinde yüzebildiği denizin, soluduğu atmosferin, sözün kısası onları vareden toplumsal ortam ve "zihniyetler"in (Kuşkusuz, "zihniyet(ler)"den, Ginzburg'un da eleştirdiği (s. 18) tüm bir çağı ve toplumu kapsayan bir kollektivite soyutlamasını anlamamak, farklı sınıf ve toplumsal kesimlerin farklı zihniyetlerle biçimlendiği ve farklı zihniyetleri biçimlendirdiğini kabullenmek koşuluyla.) görmezden gelinmesi oldu çok uzun bir süre: "Tabii sınıflar artık tarihçiler tarafından görmezlikten gelinmese de 'sessiz' kalmaya mahkûm edilmişlerdir", (s.15.)
       Tarihçi Carlo Ginzburg, Peynir ve Kurtlar'da farklı bir yol izliyor. Kaldı ki, kitabın "Önsöz"ünde bunu gerekçelendiriyor da: "Brecht'in 'okumuş işçisi' daha o zamanlar bile 'Yedi kapılı Thebai'yi kim inşa etti' diye soruyordu. Kaynaklar bu isimsiz duvarcılar konusunda bize hiçbir bilgi vermiyor, ama soru bütün anlamını koruyor" (s. 7).
       Ginzburg önemli sorulardan hareket ediyor: "...Bu noktada tabi sınıfların kültürüyle egemen sınıfların kültürü arasındaki ilişkiyle ilgili bir diyalog başladı. Bu kültürlerden ilki, acaba hangi dereceye kadar ikincisine bağımlıydı? Ve, tabi sınıf kültürü hangi ölçüde kısmî olarak bağımsız bir içeriğe sahipti? İki kültür düzlemi arasında karşılıklı bir hareketten söz edilebilir miydi? (s. 9)." Ve yanıtlıyor: "Kültürel ikiye bölünme vardır ama aynı zamanda, özellikle 16. yüzyılın ilk yarısında, egemen sınıflarla tabi sınıfların kültürleri arasında dairesel, karşılıklı bir etki söz konusudur" (s. 11).
       Peynir ve Kurtlar'da keşfedilmeye çalışılan, tam da bu: Ginzburg, Menocchio'nun öyküsünde, matbaanın icadı ve Reformasyon Hareketi'nin mümkün kıldığı bir kültürel etkileşimi, titiz bir irdelemeye tabi tutmuş: "Matbaa, onun içinde büyüdüğü sözlü geleneği kitaplarla karşılaştırma ve içindeki fikir ve fantezileri ortaya çıkaracak kelimelerle beslenme imkânını sağlamıştı. Reform ise duygularını dilediği gibi papaya, kardinallere, hükümdarlara değilse bile, köy papazına, hemşerilerine ve engizisyonculara ifade etme cesaretini vermişti" (s. 19).
       Montereale'li değirmenci Menocchio, 16. yüzyıl Batı Avrupa'sında yaşayan sıradan bir insan: "Çalışma koşulları değirmencileri -tıpkı hancılar, meyhaneciler ve gezgin zanaatkârlar gibi- yeni fikirleri benimsemeye ve yaymaya yatkın bir meslek haline getiriyordu" (s.152). Ama bir o kadar, yani hemşehrilerince tecrit edilecek, yıllarca Engizisyon önünde sorgulanacak ve nihayet Papa'nın da onayıyla (Giordano Bruno'yla aşağı yukarı aynı zamanda) idam edilecek kadar da sıradışı. Nedir Menocchio'yu sıradışı kılan? Değirmenci, bir halk filozofu; hem de devrimci bir filozof. Yaşamı boyunca pek dışına çıkmadığı küçük kasabasında, İtalya'nın Montereale'sinde, Katolik Kilise'nin resmi öğretisine taban tabana zıt görüşler öne sürüyor sürekli. Kendine özgü bir kozmogonisi var; diyor ki örneğin, "Ben dedim ki, fikrimce, her şey bir kaos, toprak, hava, su, ateş birbirine karışmış, bunun içinden bir kitle biçimlenmiş -tıpkı peynirin sütten yapılışı gibi- ve içinde kurtlar oluşmuş, bunlar da melekler. En kutsal haşmetli bunların Tanrı ve melekler olmasını emretti, melekler arasında Tanrı da vardı, o da bu kitlenin içinden, aynı zamanda yaratılmıştı, o efendiydi, dört adamı vardı, Lucifer, Mihail, Cebrail ve Rafael. Lucifer krala eşit bir efendi olmak için mücadele etmeye kalktı, halbuki kralın gücü Tanrı'ya aitti, Tanrı da onu bu kibri yüzünden cezalandırarak bütün eşi dostuyla cennetten kovdu; sonra bu Tanrı, Adem ve Havva'yı ve kovulan meleklerin yerini alacak sayıda insanı yarattı. Sonra bunlar da Tanrı'nın emrini dinlemeyince, Oğlunu yolladı, onu da Yahudiler yakaladı ve çarmıha gerdi" (s. 28).
       Kutsal Kitap'daki Tekvin'in cahil bir adamın zihnindeki kırılmaları mı? Öyle olmasa gerek. Menocchio'nun oldukça sistemli ve dirençli bir kurgusu var: "Azizlere küfretmek günah değildir, ama Tanrı'ya küfretmek günahtır"... "Tanrı'nın kim olduğunu zannediyorsunuz? Tanrı küçücük bir nefesten başka bir şey değildir, insan ne olduğunu hayal ederse odur"... "Gördüğümüz her şey Tanrı'dır, biz de Tanrıyız"... "Gökyüzü, yeryüzü, deniz, hava, cehennem, hepsi Tanrı'dır"... "Ne sanıyorsunuz, İsa'nın Bakire Meryem'den doğduğunu mu? Hem onu doğurmuş, hem de bakire kalmış olması mümkün değil. En doğrusu şöyle demek, iyi bir insandı, ya da iyi bir insanın oğluydu" (s. 26). ... "Yüce Tanrı Kutsal Ruh'u herkese vermiştir, Hıristiyanlara da, sapkınlara da, Türkler'e de, Yahudiler'e de; onun gözünde hepsi değerlidir, hepsinin ruhu da aynı şekilde kurtulur"... "Siz papazlar ve keşişler, siz de Tanrı'dan daha fazla şey bilmek istiyorsunuz, şeytan gibisiniz, yeryüzünde Tanrı olmaya kalkıyorsunuz. (...) Aslında bir insan ne kadar çok bildiğini sanırsa o kadar az biliyor demektir."... "Kilise'nin kanununun ve emirlerinin hepsinin aslında ticaret olduğuna inanıyorum; hayatlarını bununla kazanıyorlar."... "Bence doğduğumuz anda vaftiz edilmişiz demektir, çünkü her şeyi kutsayan Tanrı bizi de vaftiz etmiştir; ama öbür vaftiz bir uydurmadır, papazlar insan ruhlarını daha doğmadan sömürmeye başlarlar, öldükten sonra da sömürmeye devam ederler."... "(Evliliği) Tanrı koymadı, insanlar koydu. Eskiden bir erkekle bir kadın birbirlerine söz veriyorlardı bu da yetiyordu; sonra bu insan icadı ortaya çıktı" (s. 32). ... "Ha papaza ya da keşişe gidip günah çıkartmışsınız ha bir ağaca, hiç farketmez" (s. 33).
       Reformasyon hareketiyle sarsılan yetkesini Karşı-Reformcu bağnazlıkla restore etmeye çabalayan Katolik Kilise ömründe kasabasının dışına çıkmamış bu kır filozofunun konuşmalarına tahammül gösteremezdi: Montereale papazının ihbarıyla tutuklandı, yıllar süren sorgusunun sonunda da kazığa oturtularak idam edildi.
       Carlo Ginzburg, mahkeme tutanaklarından hareketle, Menocchio'nun düşünsel evrenini, (tutanaklarda okuduğunu söylediği) kitaplardan da yararlanarak, bir detektif titizliğiyle kurguluyor Peynir ve Kurtlar'da. Ve bu titiz, zorlu, ayrıntılardan gözünü esirgemeyen çalışmanın sonunda ortaya 16. yüzyıl sonu Batı Avrupası'nda "halk kültürü"nün bir kesitine ışık tutan şaşırtıcı bir tablo çıkıyor.
       Tablonun şaşırtıcı ve üzerinde durulması gereken yönü, 11. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa'da boyveren ve 15. yüzyılın Hussite (Adını Almanlara karşı Çek ulusalcılığını vazeden ve kilisede reform isteyen ve Almanların ağırlık koyması sonucu Engizisyon tarafından yakılarak öldürülen Jan Hus'ün (1373-1415) adından alan Bohemya'daki erken ulusalcı ve ön-Reformasyoncu hareket) köylü ayaklanmalarına dek uzanan, Reformasyon hareketinin öncüsü Cathare, Waldens (11. yy.), Lollardlar, Hussitler vb. "rafızî" (daha doğrusu Kilise tarafından bu damgayı yiyen) hareketlerin (S. Özbudun, "Ortaçağda Hıristiyan Rafızîliği" İskenderiye Yazıları, 1997: 8, 31-41'e bakılabilir.) Kilise karşıtı ezilenlerden, yoksullardan yana fikirlerinin, ortalığın göreli yatıştığı, dinsel çatışmaların son bulduğu, Kilise'lerin ayrışma sürecinin tamamlandığı bir dönemde (ve öyle anlaşılıyor ki "münferiden": Menocchio yalnız bir devrimcidir; görüşleri hemşehrileri tarafından "çılgınlık", "sapkınlık" sayılmaktadır) "halk kültürü" içinde süregidişi ve aktarımıdır.
       Menocchio'nun Luther'in kişiliğinden etkilenmekle birlikte, [Ginzburg daha çok Anabaptist etkilenimleri vurgulamakta, (s. 41)] bir Protestan sempatizanı olmadığı anlaşılıyor. Dünya görüşü ve din anlayışının, olsa olsa kadîm, paganistik unsurlara hayat veren, "özerk bir köylü köktenciliği" (s. 44) çerçevesinde biçimlendiği anlaşılıyor. Engizisyon yargıçlarının onun hakkında verdikleri ilk hükümde, manişeist düalizmi ve Origen'in fikirlerini canlandırmakla suçlanıyor, (s. 122). Menocchio'nun öğretileri, şaşırtacak ölçüde maddeci; (Ginzburg "Hıristiyanlık, yeni Platonculuk ve skolastik felsefeden beslenen terimler kullanarak Menocchio, köylülerin nesilden nesile geçen temel, içgüdüsel maddeciliğini ifade etmeye çalışmıştı" diyor. s. 89) engizisyon sorgucusuna yaptığı açıklamalarda savunduğu "kendinden hareketli kaos" ve onun içinde yaratılan ve "madde olmasa hiçbir şey yaratamayacak olan, hava, su, ateş ve toprak olan Tanrı fikri" (s. 81-83), Menocchio'yu ateist maddeciliğin eşiğinde tutuyor. Ancak daha da önemlisi, Katolik Kilise'ye karşı yürütülen mücadelenin fikirlerinin, onda erken bir "sınıf bilinci"nin verilerini oluşturması. Dinsel retoriği, ezilenlerden yana tartışmalarına haklılık kazandırmak için kullandığı rahatlıkla izlenebiliyor: Örneğin, "yeryüzündeki cennetin malı mülkü olan beyefendilerin hiçbir iş yapmadan yaşadığı yer olduğuna inanıyorum," (s. 106) ya da "[Kilise'nin] Efendimiz İsa Mesih tarafından kurulduğu zamanki gibi sevgiyle yönetilmesini istiyorum... şimdi debdebeli ayinler var, halbuki Efendimiz İsa Mesih debdebe istemez" (s. 107) derken... Görüşleri ve vaazları "Kilise-içi bir düzeltim çabası"ndan çok, bir "toplumsal değişim isteği"ne denk düşüyor. Bu bakımdan, onun geç kalmış bir rafızî, ama erken bir devrimci olduğunu söylemek sanırım abartı olmayacaktır.
       Carlo Ginzburg, Ortaçağ ve Ortaçağ sonrası "yüksek Avrupa kültürüyle halk kültürü arasında her iki yönde hareket eden gizli, ama verimli bir alışverişin belirleyici olduğu bir dönem" (s. 158) den sözederken, kuşkusuz Rönesans ve Reformasyon hareketiyle Katolik Kilise'nin egemenliğine karşı bayrak açan Avrupa burjuvazisinin fikirlerinin kadîm bir maddeciliğe ve eşitlikçi ütopyalara yatkın köylülüğün dünya görüşüyle girdiği rezonanstan sözediyor. Ancak Almanya'daki köylü ayaklanmaları, Kilise için olduğu kadar, burjuvazi için de bir bakıma bir "erken uyarı" olmuştu: "O sıralar, sınıflar arasındaki mesafe bir yandan korunur, hatta daha da vurgulanırken, hem ideolojik hem de fizikî anlamda, yukarıdan gelen her türlü denetimden kopma tehdidi savuran kitleleri yeniden fethetme gereği, çarpıcı bir biçimde egemen sınıflar tarafından kabul görmüştü" (s. 159). Menocchio bu koşulların biçimlendirdiği ortamda, Engizisyon tarafından iki kez yargılandı, suç ortaklarını itiraf etmesi için işkenceye uğratıldı ve idam edildi. Santa Severina Kardinali'nin onu yargılayan Friuli engizisyoncusuna yazdığı mektupta Papa'nın bu konudaki ısrarı vurgulanıyordu: "Yüce Efendimiz adına, korkunç ve iğrenç aşırılıklarının cezasız kalmaması, tam tersine, adil ve sert bir cezayla o bölgelerde diğerlerine ibret olması için (abç), davanın ciddiyetinin gerektirdiği ihtimamı bir an bile elden bırakmamanız gerektiğini size bildiriyorum. Bu nedenle cezayı davanın ehemmiyetinin gerektirdiği hız ve kararlılıkla infaz etmekte tereddüt etmeyin. Bu, efendimizin kesin isteğidir" (s. 160).
       O bölgedeki diğerleri? Evet, Menocchio'nun idamından kısa bir süre sonra, Friuli Engizisyonuna bir ihbar daha gelmişti: "Bu kentte... Marcato ya da belki Marco adında biri var, beden öldüğünde ruhun da öldüğüne inanıyor..."

27 Mayıs 2010 Perşembe

Kitaplık

KİTAP LİSTELERİ 
2009-2010 Bahar Dönemi Kitap Listesi
2009-2010 Güz Dönemi Kitap Listesi

-Carlo Ginzburg- Peynir ve Kurtlar_Sibel Özbudun'un Kitap Hakkındaki Tanıtım Yazısı
-Şevket Pamuk- Osmanlı Türkiye İktisadi Tarihi 1500-1914
-Cemal Kafadar-Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken

24 Şubat 2010 Çarşamba

Bahar Dönemi için Kitap Listesi

Bahar Dönemi için geniş bir kitap listemiz var. Bu durumda her bir kitap için en fazla iki kişi seçim yapabilecek. İncelemek istediğiniz kitaba karar verip 3 Mart 2010 Çarşamba günü saat 11.30'da derste oluşturulacak listeye adınızı ekleyiniz. Aynı kitabı incelemek isteyen arkadaşlarınız olabileceği için e-posta yoluyla tercih yapmanız mümkün değildir.
Ayrıca her bir kitabı en fazla iki kişi inceleyebileceği için kendinize alternatif kitaplar listesi oluşturunuz.
Kitap incelemesi 10 puan üzerinden değerlendirilecektir.
Listeyi pdf dosyası olarak indirmek için şuraya tıklayınız.
  1. Phyllis Deane (1988) İlk Sanayi İnkılâbı, Ankara: Türk Tarih Kurumu.
  2. Friedrich Engels (1998) İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu, Ankara: Sol.
  3. Daniel H. Headrick (2002) Enformasyon Çağı: Akıl ve Devrim Çağında Bilgi Teknolojileri 1700-1850, Çev. Zülal Kılıç, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  4. Eric J. Hobsbawm (2008) Fransız Devrimine Bakış: İki Yüz Yıl Sonra Marsellaise'in Yankıları, Çev. O. Akınhay, İstanbul:Agora.
  5. Eric J. Hobsbawm (1989) Devrim Çağı: 1789-1848, Çev.:A. Şenel ve Jülide Ergüder, Ankara:Verso.
  6. Eric J. Hobsbawm (1998b) Sermaye Çağı : 1848-1875, Çev.: B. Sina Şener, Ankara:Dost.
  7. Eric J. Hobsbawm (1999) İmparatorluk Çağı:1875-1914, Çev.: Vedat Arslan, Ankara:Dost.
  8. Larry Allen (2003) Keseden Bankaya Tezgahtan Borsaya, Küresel Finans Sisteminin Öyküsü, çev. M.Tekçe, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  9. Richard Sennett (2002) Karakter Aşınması: Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri, Çev. Barış Yıldırım, İstanbul:Ayrıntı.
  10. Giovannni Arrighi (2000) Uzun Yirminci Yüzyıl: Para, Güç ve Çağımızın Kökenleri. Çev. Recep Boztemur, Ankara:İmge. 
  11. John Kenneth Galbraith (2009) Büyük Kriz 1929, İstanbul:Pegasus. 
  12. Harry Braverman (2008) Emek ve Tekelci Sermaye, Çev. Çiğdem Çıdamlı, İstanbul: Kalkedon.
  13. J. Bakan (2007) Şirket: Kar ve Güç Peşindeki Patolojik Kurum, Çev. Rahmi G. Öğdül, İstanbul:Ayrıntı Yayınları.
  14. Maurice Dobb (1992) Kapitalizmin Gelişimi Üzerine İncelemeler. Çev. F. Akar, İstanbul: Belge Yayınları.
  15. Henri Fayol (2005) Genel ve Endüstriyel Yönetim:Planlama, Örgütleme, Kumanda, Koordinasyon, Kontrol, Çev. M.Asım Çalıkoğlu, Ankara:Adres Yayınları.
  16. C. Freeman, Luc Soete (2003) Yenilik İktisadı. Çev. Ergun Türkcan, Ankara:Tübitak.
  17. David Harvey  (1997) Postmodernliğin Durumu. Çev. S.Savran, İstanbul:Metis.
  18. Ernest Mandel (1991) Kapitalist Gelişmenin Uzun Dalgaları, Çev.:D. Işık, İstanbul:Yazın Yay.
  19. Karl Polanyi, (2000) Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri. Çev. A. Buğra, İstanbul:İletişim.
  20. Taylor, F.W. (2005) Bilimsel Yönetim İlkeleri. Çev. H.B. Akın, Ankara: Adres Yayınları.
  21. Ellen Meiksins Wood (2003) Sermaye İmparatorluğu, Çev. Sami Oğuz, Ankara:Epos.
  22. Guglielmo Carchedi (2009) Başka Bir Avrupa İçin: Avrupa’nın Ekonomik Bütünleşmesinin Sınıf Tahlili, İstanbul:Yordam Kitabevi.
  23. Paul Hirst ve G .Thompson (1999) Küreselleşme Sorgulanıyor. Ankara, Dost.
  24. Şevket Pamuk (2005) Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme 1820-1913, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
  25. Şevket Pamuk (2003) Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
  26. Sabri Ülgener (2006) Zihniyet ve Din İslam, Tasavvuf ve Çözülme Devri İktisat Ahlakı, İstanbul:Derin Yayınları.
  27. Mehmet Genç (2002) Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi. İstanbul, Ötüken.
  28. Ali Akyıldız (2005) Anka’nın Sonbaharı, Osmanlı’da İktisadi Modernleşme ve Uluslararası Sermaye, İstanbul: İletişim.
  29. Hüseyin Al (2007) Uluslararası Sermaye ve Osmanlı Maliyesi, 1820-1875, İstanbul: Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi.
  30. M.Murat Baskıcı (2005) 1800-1914 Yıllarında Anadolu’da İktisadi Değişim, Ankara: Turhan.
  31. Donald Quataert (2002) Osmanlı İmparatorluğu, 1700-1922. İstanbul, İletişim.
  32. Donald Quataert (1987) Osmanlı Devleti’nde Avrupa İktisadi Yayılımı ve Direniş, 1881—1908. çev. Sabri Tekay, Ankara:Yurt Yayınları.
  33. Donald Quataert ve E.J. Zürcher (der)  (1998) Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiye’sine İşçiler, 1839-1950, İstanbul:İletişim Yayınları.
  34. Donald Quataert (1999) Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü. çev. Tansel Güney, İstanbul:İletişim.
  35. Donald Quataert (2008) Anadolu’da Osmanlı Reformu ve Tarım, 1876-1908, çev. Nilay Özok Gündoğan ve Azat Zana Gündoğan, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  36. Ç.Keyder ve F.Tabak (der) (1998) Osmanlı’da Toprak Mülkiyeti ve Ticari Tarım. İstanbul,Tarih Vakfı Yurt Yayınları. s.17-35.
  37. Taner Timur (2000) Osmanlı Toplumsal Düzeni. Ankara, İmge.
  38. Taner Timur (1998) Osmanlı Çalışmaları: İlkel Feodalizmden Yarı Sömürge Ekonomisine, Ankara:İmge.
  39. Suraiya Faroghi (2007) Osmanlı İmparatorluğu Ve Etrafındaki Dünya, Çev. Ayşe Berktay, İstanbul:Kitap Yayınevi.
  40. Halil İnalcık (2000) Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi:1300-1600. cilt. I. İstanbul, Eren.
  41. Halil İnalcık (2003) Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ: 1300-1600. İstanbul,Yapı Kredi.
  42. D. Quataert vd. (2004) Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi: 1600-1914. cilt. II, İstanbul, Eren.
  43. Claude Cahen (2008) Osmanlılardan Önce Anadolu, Yurt Yayınları:İStanbul.
  44. Orhan Kurmuş (2008) Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi. İstanbul, Yordam Yayınları.
  45. Zafer Toprak (1995) Türkiye'de Ekonomi ve Toplum (1908-1950) Milli Iktisat - Milli Burjuvazi. İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
  46. İlber Ortaylı (2005) İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Alkım.
  47. Coşkun Çakır (2001) Tanzimat Dönemi Osmanlı Maliyesi, İstanbul: Küre Yayınları.
  48. Reşat Kasaba (2005) Dünya İmparatorluk ve Toplum, Osmanlı Yazıları, çev. B. Büyükkal, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  49. Çağlar Keyder (1999) Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, İstanbul: İletişim.
  50. A.D. Noviçev, A.D. (1979) Osmanlı İmparatorluğu’nun Yarı Sömürgeleşmesi,  çev. N. Dinçer, Ankara: Onur.
  51. Niyazi Berkes (2002) Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: YKY.
  52. Albert Hourani (2000) Arap Halkları Tarihi, Çev.  Yavuz Alogan, İstanbul:İletişim

1 Kasım 2009 Pazar

Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914

Şevket Pamuk
Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914 - İletişim Yayınları

Osmanlı İmparatorluğu’nun iktisadî tarihi genellikle malî tarih şeklinde ele alınmıştır. Bu yaklaşımda devlet ve devletin hazinesinin işleyişi, gelir ve giderlerin muhasebesi asıl meseleler olarak incelenir. İktisat, elinde idarî, siyasî, hukukî donanımları olan yöneticiler tarafından kullanılabilen ve sırrına erilemeyen bir araç olarak görülür.

Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914’te ise Şevket Pamuk, bu tablonun aslî unsurları olaninsanları taraf oldukları iktisadî ilişkiler içine yerleştirerek imparatorluğun iktisadî tarihini öne çıkarıyor. Sıradan insanların varoluş koşullarını, direnişlerini, devletle başetme pratiklerini izliyor. Osmanlı toplumsal düzenini, toprak rejimini, belirli bir toplumsal kültürün iktisadî yapıları nasıl algılayıp, kendi gündelik hayatı içinde nasıl konumlandırdığını inceliyor. Kendi içindeki kırılmalara rağmen uzun dönemli bir iktisadî sürekliliğin altını çiziyor. Yönetici sınıfların iktisadî düzeni algılayışları kadar, esnafın, tüccarların ve köylülerin kendi hayatlarına doğrudan etki eden kararlar karşısında nasıl davrandıklarını ve toplumsal huzursuzluk dönemlerinde bu algılayış farklarının sonuçlarını tartışıyor. Geniş bir coğrafyaya yayılan imparatorluğun dört yüz yıllık bir zaman dilimi içerisindeki hareketli toplumsal hayatını akıcı bir dille anlatıyor.

Kitap, tarihçilik ve tarih yazımıyla ilgili temel yönelimleri ve bu yönelimlerin Osmalı tarihindeki izlerini tartışan bir giriş yazısıyla açılıyor. Ardından Osmalının Kurtuluş Döneminde iktisadî yapıyı belirleyen veya etkileyen birkaç ana başlık inceleniyor.
İkinci bölümde, 16. Yüzyılda Toplum, Ekonomi ve Devlet, ana başlığı altında, Anadolu'da tarım, tarımın vergilendirilmesi, kent ekonomisinde loncaların konumu, krediler ve servetler ve devletin Osmanlının iktisadî yapısı üzerindeki etkisi irdeleniyor.
Üçüncü bölüm, 16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ekonomisini etkileyen dış dinamiklerden hareketle, Avrupa'da kapitalizmin canlanışını ve genişlemesini ve bu değişimin Osmanı ekonomisindeki etkilerini konu ediniyor.
Dördüncü bölümde, 17. ve 18. yüzyılların iktisadi bir gerileme olup olmadığı sorusu, bu dönemde Avrupa'daki iktisadi durgunluk, Osmanlıda değişen güç dengeleri, savaşların, mali bunalımın ve enflasyonun ekonomik olarak ne anlama geldikleri ve nelere sebep oldukları düşünülerek cevaplanıyor.
Son bölümde ise küreselleşen dünya ekonomisinde, Osmanlı ekonomisinin durumu, yapılan reformlar, merkezileşme, bağımlılık ve büyüme meseleleri inceleniyor.

Öğrenciler ve akademisyenler kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihine meraklı okurlar için de vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken

16.10.2009 Radikal Kitap
Kerem Ünüvar

Cemal Kafadar, 'Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken'de Osmanlı'nın 16. ve 17. yüzyıllarından dört kişiyi ele alıyor: Bir arazi davası nedeniyle mahkemeye müracaat eden Yeniçeri Mustafa; İstanbul'da günce tutan Seyyid Hasan; ticaret için gittiği Venedik'te ölen Ayaşlı Hüseyin Çelebi ve rüyalarını kaleme alarak şeyhine gönderen Asiye Hatun

Osmanlı tarihi çalışmalarının, çok meşakkatli süreçlerde hazırlandığı aşikâr. Sadece tez ya da kitapların değil, her bir bağımsız makalenin bile hazırlık aşamaları uzun zaman alıyor. Osmanlı tarihçileri, bu makalelerini yayımladıkları çeşitli dergilerle birbirlerinden ve tartışmalardan haberdar oluyor. Ancak kabul etmek gereken bir gerçek var ki, o da bu dergilerin ve makale sayılarının, sürekli takip edilebilir sınırları aşması. Dolayısıyla bu dağınık yazıları derlemek, okurlar ve araştırmacılar için büyük bir hizmet. Cemal Kafadar’ın makalelerinin toplanması da böylesi bir işlevi yerine getiriyor öncelikle. Uzun bir zaman, değişik yayınlara dağılmış bu makaleler bir araya geldiklerinde ise yukarıda saydığımız faydanın yanı sıra, çok farklı bir bütünü ortaya çıkararak Osmanlı tarihine dair müthiş bir döküm sunuyor.
1980’lere kadar devam eden ve genç bir tarihçi kuşağının etkisiyle gelişen önemli bir değişimi burada anmakta fayda var. Kafadar’ın da dahil olduğu bu kuşak, “...muazzam arşiv ve yazma hazinelerine sahip bir sahada çeşitli konulardaki bilgisizliğimizin temel sebebini kaynaksızlıktan önce o konulara yönelik soru sorulmayışında arama”yı önererek ve bu sorulara yönelerek klasik olarak nitelendirilebilecek akımın ötesine geçmeyi başarmıştır. Bu kuşak içinde Cemal Kafadar’ın da, Osmanlı kuruluş dönemine ait eseri Between Two Worlds: The Construction of the Ottoman State (University of California Press, 1995) ile müstesna bir yeri vardır.
Cemal Kafadar’ın bu derlemede bir araya getirilen yazıları, öncelikle bahsettiğimiz türde yeni soruların ve bu sorulara verilebilecek muhtemel cevapların neler olabileceğini araştırıyor. Pedantik olmayan, muhtemel cevapların ne olması gerektiğini dayatmayan, birlikte düşünmeye davet eden bir arayış bu. Şimdiye kadar varlığına yönelik sorular sorulmayan ve bu nedenle de bizim tahayyülümüzün ötesinde ‘yok’ olduğu konusunda özgüvenli yargıların yerine, ticaretle uğraşan yeniçeri, şimdi bize kayıtsızlık gibi görünecek bir ilgiyle hayatını (en azından bir bölümünü) kayda geçiren derviş, Osmanlı İmparatorluğu’nun bulunduğu coğrafyada ülkeler arası ticaretten uzak durmayan ve ticareti küçümsemeyen bir Müslüman tüccar ya da şeyhine rüyalarını anlatan, bunları bir toplumsal bilgilenme, araştırma sürecine de çeviren hatun, kitabın dört ayrı boyutunu oluşturuyor.
Cemal Kafadar, tarihi nasıl algıladığı ve nasıl bir arayış içinde olduğunu gayet güzel özetleyerek, kitabın giriş bölümünde öncelikle bunu anlatıyor. “Tarih yok olanla değil bir zamanlar var olanla ilgilidir.” Ve diğer yandan da “...anlama çabasıyla telafi etmeye çalıştığımız yokluğumuz”un peşine düşmeyi gerektirir. Kafadar’ın kitapta ele aldığı kişilerin, yalnızca biyografilerini ortaya çıkaran belgesel malzeme değil, bireyler olarak nasıl yaşadıkları, nasıl düşündükleri, kendilerini, içinde yaşadıkları toplumu ya da içinde bulundukları ânı nasıl değerlendirdiklerini görmek için sarfettiği çaba, kendisinin çerçevesini çizdiği arayışla uyum içindedir. Ve bu anlamda sadece bir makale derlemesinden değil, bütünlüklü bir kitaptan bahsetmeye de imkân verir.

Kitabın kahramanları
Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken kitabını oluşturan makalelerden ilki, bir arazi davası nedeniyle mahkemeye müracaat eden bir yeniçeri ile ilgilidir. Bu dava ile ilgili anlatıya gelinceye kadar Kafadar, yeniçerileri, Osmanlı toplumsal düzeni içinde ne ifade ettiklerini, tarihçilerin onları yazarken nasıl konumlandırdıklarına bakıyor önce. Daha sonra bu bakışın içerdiği zaaflara ve neleri dışarıda bırakarak yeniçerileri anlatmaya çalıştıklarına değiniyor. Kafadar’ın master tezinin de konusu olan yeniçeriler ilgi çekici bir araştırmanın ve makalenin konusu olarak yeniden arzı endam ediyorlar.
Osmanlı’da cemaatleri birbirine bağlayan ilişkiler kadar bu cemaatler arasındaki farklılıkları da takip etme imkânı veren alanlardan bir tanesi tarikatlardı. Bu tarikatların dergâhları ve şeyhleri, ‘posta oturmak’ için izlenmesi gereken bir süreç vardı. Bugünün değerleriyle bakmaktan imtina etmek gereken bir alan ve o alana dair süreçlerden bahsediyoruz. Halvetî-Sümbülî tarikatının Kocamustafapaşa merkez dergâhı şeyhinin oğlu Seyyid Hasan’ın sohbetnâmesini, kitabın ikinci makalenin konusunu teşkil ediyor. Seyyid Hasan’ın tarikat mensubu olarak sosyal hayatını naklettiği bu eserle, bir dervişin hem sosyal dünyasını takip etmeye çalışmak hem de bu takip sırasında pek çok yeni soruyla karşılaşmak mümkün. Kafadar da bu soruları takip ediyor, gelenekleri aktarıyor, Osmanlı toplumundaki bu sosyal kategorinin ilişkilerine değiniyor, anı/hatırat geleneğinin içinde biçimlendiği tarihsel örnekleri ele alıyor ve bir anda çok zengin bir tartışma çerçevesine okuyucularını davet etmiş oluyor. Kafadar’ın “kendine özgü bir çevrenin gündelik yaşam ethos’u...” olarak tanımladığı ve Seyyid Hasan’ın anlatısının kimi zaman kayıtsızlık derecesine ulaştığı (elbette bugün bakıldığında) noktalarda bize hatırlatma gereği duyduğu şu noktanın altını çizmek gerekiyor: “Kayıtsızlık ilginin yokluğu değildir; aksine, hayatın her anına eşit (aralarında fark gözetmeyen) bir aşk duymak demektir.” Bunu şeyh figürü üzerinden yorumlamaya kalkma aceleciliğine kapılmadan belki de zaman algısına dair yeniden kafa yormamız gerekiyor.
Osmanlı’da ticaretin genellikle Müslümanların imtina ettiği bir alan olduğu, fetih sözkonusu iken ticaretin hakir görüldüğü üzerinde genelleşmiş ve yerleşmiş bir yargı vardır. Bu yargı ne Osmanlı’nın hüküm sürdüğü coğrafyayı dikkate alır ne de insanlar arası ilişkileri hesaba katar. Böyle olunca bütün bir Akdeniz havzasının önemli bir bölümünde var olan imparatorlukta yalnızca gayrımüslimler ticaretle uğraşır gibi görünür. Hatta bu noktadan üretilen teorilerle kendi iç sınırları haricinde ticaret dünyasıyla ilişkisi olmayan bir Osmanlı imgesine varmak dahi mümkün sayılır. Kitapta yer alan üçüncü makalede Cemal Kafadar, “20 Mart 1575’te Venedik’te öldürülen Ayaşlı sof tüccarı Hüseyin Çelebi bin Hacı Hızır bin İlyas’a ilişkin bir grup belge”ye dayanarak, Osmanlı ve Venedik kaynaklarında mevcut terekelerin de karşılaştırılmasıyla Akdeniz ticaret ağı için yine farklı bir anlatının mümkün olduğunu gösteriyor. Ankara’da üretilen daha sonra Kıbrıs’ta canlandırılan sof üretiminin ve ticaretinin, Orta Anadolu’dan Ancona ve Venedik’e uzanan hikâyesine Müslüman Osmanlı tüccarları açısından bakmak oldukça ilgi çekici. “Sof kelimesinin çeşitli Avrupa dillerindeki karşılıkları (İngilizcede camlet, Fransızcada camelot, İtalyancada ziambellotti, vb.) muhtemelen Arapça hamla kelimesinden türemişti ve deve ya da keçi kılından yapılma her türlü iyi kalite yünlü için kullanılırdı” (s.98). Elbette tarihsel, coğrafi bağlamlar, kültürel zemin ve bu zeminin değişimi bu makalenin yine geniş bir çerçevesini çizmeye yarıyor.
Kitabın dördüncü ve en ilgi çekici karakteri Asiye Hatun. ‘Mütereddit Bir Mutasavvıf: Üsküplü Asiye Hatun Rüya Defteri, 1641-43 ‘ makalesi, başlığından da anlaşılacağı üzere çok ilginç bir dünyaya açılıyor. Bu dünyanın içinde toplumsal cinsiyetten, tarikatlara, icazet almadan, tasavvud dünyasına ve kadın mutasavvıfların âlemine uzanan zengin bir hikâye vardır karşımızda. Asiye Hatun’un “âşufte ve perîşân ” rüyalarının değil, şeyhiyle ve tasavvuf inancı ile ilgili rüyaların aktarıldığı mektuplaşmalara dayanan bu makalenin (ki daha önceki yayımları kaçıran açısından) tekrar ve tekrar okunmayı hakkeden bir çalışma olduğunu bir kez daha belirtmek gerekiyor.

Tarihçilik zenaatı
“...Tarihçinin zenaatında ilerlemesi, kaynak çalışması ve yöntem bir yana, onun kendisine ve dünyasına dair farkındalığını geliştirmesi, duyarlık perdesini tecrübelerini kendine kılavuz edinecek şek ilde genişletmesi ile mümkündür.” Cemal Kafadar’ın makalelerinde öne çıkan bu zenaatçılığa değinmemiz gerekiyor. Zira makaleler sadece kitapta bahsi geçen bireylere dair belgelerin özetlenmesinden, naklinden ibaret değil. Venedik ’te ölen tüccara değinirken Akdeniz ticaret havzasının özelliklerinin; liman kentlerinin birbiriyle rekabetinin; alternatif limanlar ve güvenlik için girişilen faaliyetlerin; Venedik ve Ancona ’da Osmanlı tüccarlarının nasıl karşılandığının bir bütün içinde ama ayrı ayrı işlendiği bir zenaatkârlık sözkonusu olan. Benzer bir örnek Asiye Hatun’un rüya defteri için de geçerli. Asiye Hatun’un rüya defteri ile ilgili makale, tarikat hiyerarşisini; tarikat özelliklerini; şeyhin toplumsal konumunu; rüyanın toplumsal özellik ve ayrıntılarını; cinsiyet ağlarını; cinsiyet ağlarının toplumsal sirkülasyondaki etkisini; rüya defterinin fonksiyonunu; tâbi olanların sosyal ilişkiler içindeki rolünü ve etkisini; kadının toplumsal konumunu değiştirmek için nasıl bir yöntem izlemiş olabileceğini çeşitli bağlamlara yerleştirilmiş sorular gibi bir çerçeve içine topluyor. Ardından bu soruların cevapları biribirine bağlanan yeni ve daha geniş bir çerçeve haline geliyor. Böylelikle Osmanlı dünyasına, insanlarına ve bu insan bireyler arasında kadınlara dair yeni bir anlatı ortaya çıkıyor. Bir anlamda mektupların derleyicisi de sayabileceğimiz ‘müstensih’in pekala müstensiha olması ihtimalini de hatırlatan bir yeniden okuma yapabiliyor Kafadar, yukarıda andığımız geniş çerçevenin içinde. Tarihçiliğin zenaat tarafının, “rüya anlatıları, görenin kimliğine, görülenin bağlamına ve yorumlanışına göre değerlendirildiğinde, tarihçilerin ilgilendiği birçok sosyal ve k ültürel meseleye ışık tutabilir” yargısını izlediğini unutmayalım. Kitabı oluşturan makalelerin her birinde bu zenaatın izlerini tekrar tekrar görebiliyoruz.

Osmanlı ve yeni sorular
Osmanlı tarihi dönemselleştirilirken gayet ideolojik bir tasnifle kuruluş, yükseliş, duraklayış ve çöküş evrelerinden bahsedilir. Eğitimin en erken çağlarından başlayarak işlenen bu bilgi türü, Osmanlı tarihini tek taraflı okuma ve değerlendirme anlayışının yerleşmesindeki en önemli etkendir. Sürekli tekrarlanan ileri-geri, yükseliş-çöküş tarifleri Osmanlı tarihini de, kültürel dünyasını da ve hatta Osmanlı’nın içinde bulunduğu coğrafyada sürdürdüğü ilişkileri de anlamayı kuraklaştırdı. Sadece iyilik ve kötülük tasvirleri açısından değil, bir döneme, bir olaya ait yaşananları farklı pencerelerden, tarih söz konusu olduğunda farklı arşiv, kaynak, belge, anı, gazete, tereke vb. kaynaklardan görme/bilme zaruretini bertaraf ederek yaptı bunu. Belirli bir tarihçilik anlayışı ya da sadece ulus-devlet ideolojisinin çarpık merceği değil failler. Cemal Kafadar’ın ilk başta alıntıladığımız sözlerinde belirttiği gibi, ‘bir zamanlar var olan’la ilgilenme saikinin bir yana bırakılmasıydı söz konusu olan. ‘Kim var imiş biz burada yoğ iken’, bu nedenle de akıldan çıkarılmaması gereken bir soru olarak halen karşımızda duruyor.

Varlık ve yokluk
Ömer ErdemBir şiirden yola çıkılarak tarih yazılabilir mi? Ya da bir mısra, yalnızca bir mısra karanlık bir kuyudan çıkmak için tutunacağımız ip olabilir mi? Şimdilik bu soruyu bir kenara bırakalım ve elimizdeki kitabın dizinine bir göz atalım. I. Beyazıd, Abdalan, Mustafa Akdağ, Hannah Arendt, Oğuz Atay, Bacıyan-ı Rum, Italio Calvino, İbn-i Arabi, İstihare, Karacaoğlan, Mevlana, Nietzsche, Susan Sontag, Cemal Süreya, A.Hamdi Tanpınar, Semerkant... İlk bakışta görebileceğimiz üç beş isim ve başlıklardan sadece bazıları bunlar. Yetinmeyip, neredeyse metinler kadar değer taşıyan dipnotlarına bakacak olursak karşı karşıya bulunduğunuz yazar kadar yazma yöntemini de değerlendirmek durumunda kalırız.
Cemal Kafadar’ın Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken adlı kitabı, Karacaoğlan’ın bir mısraından ödünç alınarak isimlendirilmiş. Yalnız sadece bir isimlendirme değil, tarihe bakış yönteminin yeni bir anahtarı. Yolu. Bir tarihçi gözüyle geçmişe dönüp baktığınızda, hangi malzemeyi hangi bileşenler içerisinde değerlendirmek elbette bir birikim olduğu kadar yöntem meselesidir de. Yeni nesil tarihçiler, belgelere sadece evrak olarak bakmazlar, canlılığı her bakımdan devam eden etkin bir varlık olarak da görürler. Tarih, zaman içinde kültürlerin bir varlık ve yokluk meselesiyse eğer, teknik yaklaşımlar tek başına yeterli değildir. Bu görüş, tarih içindeki yerimizi anlamamız kadar bugünü anlamlandırmak bakımından da kritik bir köşeyi işaretlemektedir.
‘Osmanlı dünyasındaki değişik aidiyet duygularının ve tasavvurlarının kaynaklardaki izini sürmek, ortaçağdan moderniteye çizgisel bir hikâye yerleştirmek amacı gütmeden keşifler yapmak, Osmanlı tarihi kaynaklarında bireylerin kendileriyle ilgili doğrudan metinlerin bulunmadığı yargısını sorgulamak’ amacını da taşıyan yazılar toplamı Cemal Kafadar’ın çalışması. Osmanlı’dan seçtiği dört kşinin öyküsü üzerinden bir tür kültürel tarih kazısı olarak da değerlendirilebilir. Yazara göre seçtiği kaynaklar nadir değil yaygın, fakat ilgilenilmemiş belgelerdir ve bir o kadar da çoğul okumaya elverişli numunelerdir.
Birden bire soruverir tarihçi; “askerler ne zaman ticaret ve üretim ilişkilerine başladılar?” Gidip deşeceği kaynak ve oradan yapacağı keşifler, paradigmaların çürütülmesini de beraberinde getirecektir. Ticaret bilmez denilen Türklerin pekala da ticaret bildiklerini ortaya çıkaracaktır şahsi metinler. Osmanlı kültür tarihi okumalarının yeterince gelişmemiş olması tek taraflı ve tarihle örtüşmeyen paradigmaların türemesine sebep olmuştur. Öyleyse yapılması gereken başta edebiyat olmak üzere türler arası ilişkileri güçlendirecek çalışmaların arttırılmasıdır. Ancak böylesi bir bağlamsallaştırmanın neticesinde ‘Seyahatnameyi sonuç olarak otobiyografik bir alt tür’ olarak görecektir tarihçi.
Osmanlı’daki kişisel mektuplaşmalar büyük ölçüde araştırılmamış, ‘selam sabah ve boş laftan çok öte şeyler içeren’ otobiyografi kaynakları gözüyle değerlendirilmemiştir. Her ne kadar Osmanlı hanedanı otobiyografi yazmaktan uzak dursa da bu toplum tarafından örnek alınmamıştır. Ve edebi eserlerin sebeb-i telif bölümleri bölük pörçük de olsa otobiyografik bilgiler içerir. Sohbetname gibi eserler, temsil ve temaşa sanatlarının temelinde yatan ortak özelliklerle örtüşürken, sosyal hayatı da naklederler. O vakit tarihçi hükmünü şöyle verir: “Sohbetname çağının ürünüdür, özellikle de Osmanlı birey edebiyatının daha geniş çerçevesi içinde ele alındığında.”
Dört Osmanlı: Yeniçeri, Tüccar, Derviş ve Hatun... Toplum kadar hayatı da temsil eden, çekip çeviren dört ana karakter. Bir tür anasır-ı erbaa... Kendi bağlamları içinde yan bağlamlara kolaylıkla açılabilen hayat zenginliklerine sahip insanlar, bireyler. Tarihçiye düşen, bazen bir romancı kurgusuyla zamanı kavramaya çalışmaktır. Kaldı ki, kitabı okurken yer yer kurgusal bir metinle karşılaştığım fikrine kapıldım. Acaba bu yeni bir roman yazma türü olabilir mi diye de düşündüm. Bir tarihçinin macerası pekala tarihi daha iyi anlamamızın yollarından birisi olabilir. Çünkü tarih süren bir şeydir. Gördüğümüz ve göremediğimiz her şeyde ve her yerde.

KİM VAR İMİŞ BİZ BURADA YOĞ İKEN
Cemal Kafadar, Metis Yayınları, 2009, 200 sayfa, 14 TL.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Güz Dönemi Kitap Listesi

EKO 211 İktisat Tarihi I Dersi kapsamında yıl sonundaki toplam nota eklenmek üzere 15 puan üzerinden değerlendirilecek olan  "kitap incelemesi" için önerilen eserlerin listesi aşağıdadır. Her bir kitap en çok 3 ayrı öğrenci tarafından incelenebilir. Bu nedenle, istediğiniz kaynakları inceleyebilmeniz bakımından ders sorumlusu ile konuşmadan önce en az 5 kitaptan oluşan bir liste oluşturunuz.
Derste de vurgulandığı gibi yapacağınız kitap incelemesinden beklenen kitabı özetlemeniz değil, eleştirel bir şekilde değerlendirmenizdir. Elbette bunu yaparken kitabı hiç okumamış birinin sizin incelemenizi okuduğunda kitap ve yazarı hakkında doyurucu bir bilgiye sahip olmasını da gözetmelisiniz. Son olarak incelemenin asgari 12.000 karakterden oluşması gerektiğini ve ders sorumlusuna hem basılı ve hem de elektronik olarak (ms word belgesi) olarak 25 Aralık 2009 tarihinde teslim edileceğini hatırlatalım...


Kitap listesini word belgesi olarak indirmek için buraya tıklayın.
  1. George Basalla (2000) Teknolojinin Evrimi, Çev. Cem Soydemir, Ankara: Tübitak.
  2. John Desmond Bernal (2008) Tarihte Bilim, cilt I. Çev. Tonguç Ok, İstanbul:Evrensel Basım Yayın
  3. Michel Beaud (2003) Kapitalizmin Tarihi, Çev. Fikret Başkaya, Ankara: Dost Kitabevi
  4. Jeremy Black (2003) Top, Tüfek, Süngü, Yeniçağda Savaş Sanatı 1453-1815, Çeviri: Yavuz Alogan, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  5. Fernand Braudel (2004a) Maddi Uygarlık ve Kapitalizm, Gündelik Hayatın Yapıları, Çev. M.Ali Kılıçbay, Ankara:İmge Kitabevi Yayınları.
  6. Fernand Braudel (2004b) Maddi Uygarlık ve Kapitalizm, Mübadele Oyunları, Çev. M.Ali Kılıçbay, Ankara:İmge Kitabevi Yayınları.
  7. Fernand Braudel (2004c) Maddi Uygarlık ve Kapitalizm, Dünyanın Zamanı, Çev. M.Ali Kılıçbay, Ankara:İmge Kitabevi Yayınları.
  8. Jacob Bronowski (2009) İnsanın Yükselişi, Türümüzün Biyolojik ve Kültürel Evrimine Renkli Bir Bakış, İstanbul: Say Yayınları.
  9. Peter Burke (2002) Annales Okulu: Fransız Tarih Devrimi, Çev. Mehmet Küçük, Ankara: Doğu Batı Yayınları.
  10. Gordon Childe (2001) Kendini Yaratan İnsan, İstanbul: Varlık Yayınları.
  11. Carlo M. Cipolla (1980) Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi, İstanbul: Ötüken.
  12. Carlo M. Cipolla (2002) Zaman Makinası: Saat ve Toplum 1300-1700, Çev. Tülin Altınova, İstanbul:Kitap Yayınevi.
  13. Carlo M. Cipolla (2003) Yelken ve Top, Çev. Aslı Kayabal, İstanbul:Kitap Yayınevi.
  14. Phyllis Deane (1988) İlk Sanayi İnkılâbı, Ankara: Türk Tarih Kurumu.
  15. Maurice Dobb (1990) Kapitalizmin Dünü Bugünü, Çev. F. Kantur, İstanbul: İletişim.
  16. Friedrich Engels (1998) İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu, Ankara: Sol.
  17. Eduardo Galeano (2006) Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Çev. A. Tokatlı ve R. Hakmen, İstanbul: Çitlembik.
  18. Daniel H. Headrick (2002) Enformasyon Çağı: Akıl ve Devrim Çağında Bilgi Teknolojileri 1700-1850, Çev. ZülalKılıç, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  19. Christopher Hill (2005) 1640 İngiliz Devrimi, İstanbul: Kaynak.
  20. Eric J. Hobsbawm (2008) Fransız Devrimine Bakış: İki Yüz Yıl Sonra Marsellaise'in Yankıları, Çev. O. Akınhay, İstanbul:Agora.
  21. Leo Huberman (2005) Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla, Çev.Murat Belge, İstanbul:İletişim Yayınları.
  22. Harvey J. Kaye (2009) İngiliz Marksist Tarihçiler,  Çev. Arife Köse, İstanbul:İletişim.
  23. Jacques Le Goff (2008) Avrupa’nın Doğuşu, Çev. M.Timuçin Binder, İstanbul:Literatür Yayınları.
  24. Colin Mooers (1997) Burjuva Avrupa'nın Kuruluşu, Çev. Bahadır S. ŞENER, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.
  25. Barrington Moore Jr. (1989) Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri, Çev. Ş. Tekeli ve A. Şenel, Ankara: Verso.
  26. C.W.C. Oman (2002) Ok, Balta ve Mancınık, Ortaçağda Savaş Sanatı 378-1515, Çev. Yavuz Alogan, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  27. Henry Pirenne (1994) Ortaçağ Kentleri, İstanbul: İletişim.
  28. John H. Pryor (2004) Akdenizde Coğrafya, Teknoloji ve Savaş, Araplar, Bizanslılar, Batılılar ve Türkler, Çev. Füsun Tayanç – Tunç Tayanç, İstanbul: Kitap Yayınevi.
  29. Alaeddin Şenel (1995) İlkel Topluluktan Uygar Topluma, Ankara: Bilim Sanat.
  30. George Thompson (1997) İlk Filozoflar Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler, Çev. Mehmet H. Doğan, İstanbul: Payel Yayınları.
  31. Ergun Türkcan (1981) Teknolojinin Ekonomi Politiği, Ankara: AİTİA Yayınları.
  32. Immanuel Wallerstein (2006) Tarihsel Kapitalizm, Çev. Necmiye Alpay, İstanbul: Metis Yayınları.
  33. Ellen Meiksins Wood (2003) Kapitalizmin Kökeni:Geniş Bir Bakış, Çev. A.Cevdet Aşkın, Ankara:Epos Yayınları.
  34. Ellen Meiksins Wood (2003) Sermaye İmparatorluğu, Çev. Sami Oğuz, Ankara:Epos Yayınları.
    -->